MÜTAREKE
GÜNLERİNDE
Atatürk’ün Adana’ya ilk
gelişi 31 ekim 1918 gününe rastlar. Mondros mütarekesinin imzalandığı 30 ekim 1918 gününün ertesinde
Adana’ya gelen Mustafa Kemal Paşa
yıldırım orduları grup komutanlığı görevini, alman mareşal Liman Von
Sandersten, tuğgeneral (Mirliva) rütbesiyle 31 ekim 1918 günü akşamı, o zamanki
adı Murat palas oteli olan ( Abidin paşa
girişi kazım çetin dershanesi yanı) binada devir ve teslim alır. 11 gün sonra
11 kasım 1918 günü harbiye nezaretindeki
yeni görevine başlamak üzere İstanbul’a hareket eder
Paşa’nın Adana’da kaldığı 11 gün içerisinde İstanbul
hükümetini ve çevredeki ordu komutanlarını uyarmaya çalışmıştır ve
mütarekelerin ağır koşullarının, ağır
sonuçlarının kabul edilmemesini istemiştir. Sadrazam ve harbiye nazırı Ahmet
izzet paşayı şifreli telgraflarla sürekli uyarmıştır.
İngilizlerin
İskenderun’u işgale hazırlandığını bildirmiş bu konuda sadrazam ve harbiye
nazırı Ahmet izzet paşaya ve kendisine bağlı birlik komutanlarına çekilen
telgraf O’nun vatan işgaline karşı duyduğu üzüntü ve isyan göstermesi
bakımından önemlidir.
Yıldırım orduları grup
komutanı Mustafa Kemal paşa bu işgalin gerçekleşmesi durumunda Ahmet izzet
paşa’ya İngilizlerin emrindeki kuvvetleri engellemeye çalışacağını ve 7. orduyu
harekete geçirerek yollarını kesmek suretiyle işgalci birliği esir alacağını
ifade ediyordu.Sadrazam kesinlikle böyle bir harekete geçmemesini bildirir ve karşı
telgraf ile Mustafa Kemal paşa yerine başka bir komutan tayin edilmesini ister.
Ahmet izzet paşa bunun üzerine Mustafa Kemal paşa’ ya gönderdiği telgrafta
yıldırım orduları gurubu ile 7. ordunun padişah emri ile lağvedildiğini kendisinin de harbiye nezareti emrine tayin
edildiğini bildirir. Böylece Mustafa Kemal paşa’nın Adana’ daki 11 günlük
görevi sona ermiştir. Bu gelişen
olayların en önemli neticesi Paşa’nın elindeki tüm techizatı Adana’nın ileri
gelen ağalarının depolarına aktarması onlarla gerekli görüşmeleri yapması ve
desteklerini alması Şeyh Cemil ile görüşmesi ve kendi ifadeleriyle bende bu vakain
ilk hissi teşebbüsü bu güzel memlekette bu güzel Adana’da doğmuştur.Böylece
Milli mücadelenin ilk adımı atılmıştır.
MONDROS
MÜTAREKESİ SONRASI
16 aralık 1918 de General
Nihat Anılmış komutasındaki 12. Kolordu zorunlu olarak Adana’yı terk ederek Adanalılar
kendi kaderleriyle başbaşa bırakıldı. Çünkü 21 aralık 1918 günü birinci dünya
savaşını kazananlar Çukurova’yı işgale hazırlanıyorlardı. 600 yıl Osmanlı’nın
himayesinde huzurlu bir şekilde yaşayan Ermeniler Fransızlarla bir olup
katliama başlamışlardı. Fransızların desteğinde Abidin paşa Ermeni kilisesinde
(şimdiki merkez bankasının olduğu yer) ve yağ cami köşesindeki taş mağazada bir
hükümet kurup, bu oyuncak ve uzaktan kumandalı hükümetin başına Kafkasyalı
şişmanyen adlı bir ermeni komutacı
getirilmiş, hacınlı şimdiki adıyla Saimbeyli ÇAVDARYAN Avadis’le kral adayı
olarak seçilmişti.
Bir oldu bittiyle
kurulan ermeni hükümetinin karşısında tek isim olarak Mustafa Kemal’ in
güvendiği isim Şeyh Cemil vardı.
KATLİAMLAR
Adana baştan başa kan
kokuyordu.
Abidin paşa caddesinde
tepebağa çıkan ve ağba palasa yakın olan, gerek eski adıyla tan sinemasının
hemen yanındaki sokakta bulunan kilise avlusundaki Zangoç’un evi buna uygun
görülmüş ve bütün vahşetli eylemler burada gerçekleştirilmiştir.
Dehşet olsun diye insanların
(Türk Müslümanların) boyunları testerelerle kesiliyor, canlı canlı parçalar
çengellere geçiriliyor, vücutlarından canlı canlı parçalar alınıyor ve kanları
kiliseden dışarıya açılan bir kanalla Abidin paşa’ya oradan küçük saat’e akıtılıyordu. Kadın erkek
çoluk çocuk genç yaşlı demeden her Müslüman öldürülüyordu. Normalde mabed olan
kilise avlusu adeta bir cesetler deposu ve mezarlığı durumuna getirilmişti. İnsan kasabı Ermenilerin
esprileri bile ürperticiydi : ”Agop ne kadar çiğ köftelik istiyorsun. Ya sen Sarkis
ağa sucukluk mu yoksa pastırmalıkmı istiyorsun ” . Bu ürpertici vahşi
esprilerle kasap çengellerine geçirilen Türk çocuklarının vücutları, ölüm
sırasını bekleyen diğer masumların gözü önünde parçalanıyor ve işkence
metotlarının en ağırı uygulanıyordu.
Bunu yapmakla 31 mart
vakasının hemen ertesi günü ( 1905) Adana’da yine kendilerinin çıkardıkları,
fakat başaramadıkları igtişaşta ölen Ermenilerin intikamınıda almış oluyorlardı.
Fransa bu vahşetin
hamisi İngiltere ise seyirci rolündedir. Hami ve seyirci, garp dünyasının bu
iki lideri için Adana faciası müebbet bir leke olarak tarihe geçecekti. Candan
kandan daha pahalı bir şey vardır. O’ da onun değerini bilenler için gününü gün
etmek yerine onurlu yaşamak isteyenler için yüce ve pahası biçilmez olan Namus
olayıdır. Artık bıçak kemiğe dayanmış, onu aşmış ve iliğe varmıştı. Bu nedenle
insanların zihinlerinde büyük bir yer etmiş bizim kuşaklara o günü yaşayanların unutamadıkları ve tarihe “kaç kaç” adıyla geçen durum kaçınılmaz olmuştu. Kaç kaç’ın
tek yolu ise obalar yoluydu.Diğer yandan Mustafa Kemal’ in pozantı’da(Bozantı) yapacağı kongreye gidebilmenin tek bir yolu
vardı oda obalar yolu idi.Şimdiki adı ile (AKKAPI)
Gün 5 ağustos 1920 bugün makus talihin yenilenmesi için, iyi yarınlar için Çukurova
halkının toplanacağı bir gündü. Bu nedenle insanlar Pozantı’ ya Obalar yolundan
Şeyh Cemil’in güvenli desteği ile kongreye ulaştırıldılar. Mustafa Kemal’ in
yanında Fevzi ÇAKMAK’ ta bulunuyordu buda Pozantı kongresinin ciddiyetini
dahada büyütüyor ve genişletiyordu. Onun için obalardan buraya varabilmenin
heyecanı doruk noktada idi.
Kaç Kaç’ ta kaçan 80
bin Müslüman Türk’e kucak açan ve onları kurtaran, himaye eden bunun yanında
Fransız mekanize birliklerini ve ermeni lejyon birliklerini durduran ve geri
püskürten tek isim olarak şehir savaşını başlatan Mustafa Kemal’in güvendiği
isim Şeyh Cemil vardı.
KAÇ KAÇ
1789’da patlak veren
1870 tarihine kadar 81 yıl süren Fransa ihtilalinde bu kanlı oyuna itilmiş olan
Fransız halkına askerleri önce kaç kaç diyerek kaçmaya teşvik suretiyle
herkesin kaçmasını kolaylaştırıyor, sonrada arkadan açılan sürekli ateşle
savunmasız halkı öldürüyorlardı. İşte Adana kaç kaç faciasıda Fransa büyük
ihtilalindeki “Kaç Kaç” dramıyla aynıydı. Aynı dram Adana’da oynanıyordu.Kaç Kaç
günü Adanalılara kaç kaç deniliyor ve insanların arkasından tüfeklerini
ateşleyen sömürge askerleri Müslümanlara kurşun yağdırıyorlardı.
Bu planın baş aktörü
doğu birinci tümen komutanı general Düfyo idi.
Fransız ve Ermenilerce
girişilen silahlı saldırının karşısında tek isim olarak Mustafa Kemal’in
güvendiği isim Şeyh Cemil vardı.
VATAN SEVER
SİMALAR
1. SİNAN PAŞA (TEKELİOĞLU)
2. ŞEYH CEMİL NARDALI
3. ZEKİ BALTALI (YOLGEÇEN)
4. ŞEYH CEMİL İLE MERKEZ KOMUTANLIĞI
SİNAN PAŞA
HABERLEŞMESİNİ KESİNTİSİZ SÜRDÜREN İSMAİL BURDURLUOĞLU VE GENÇZADE TURAN
5. SÜLEYMAN VAHİT BEY
6. SAKKURLAR
7. DR. SALİM SERÇE
8. DR. İSMAİL HAKKI SOMAY
9. DIBLANZADE MEHMET FUAT DIBLAN BELEDİYE BAŞKANI
10.
KETHÜZADE İBRAHİM BEY
11.
GİZLİ İSTİHBARATÇI KEMALİST (İKİ İSTİHBARATÇI)
12.
MUSTAFA POLİSÇİ
13.
HÜSEYİN POLİSÇİ
14.
AHMED REMZİ YUREĞİR
15.
HACI MEHMETHAN (KIZ LİSESİ
KARŞISI)
16.
AFGAN TEKKESİ ŞEYHİ
17.
İRANIN ADANA KONSOLOSU İSMAİL ASAF
HAN
18.
POZANTI BUCAK MÜDÜRÜ HULUSİ AKDAĞ
19.
KARAİSALI MÜFTÜSÜ HACI MEHMET
ALDATMAZ
20.
SÜLEYMAN CERZUN ŞEYH CEMİL KUVAYİ
MİLLİYE BİRLİKLERİNİN BAŞI KAYIŞLI KÖYÜ CİVARINDA FRANSIZ VE ERMENİLERE KARŞI
ÇATIŞMAYA GİRMİŞ VE EŞİ ŞEHLA HANIM VURULMUŞ HANIMINI YÜRÜYEREK SIRTINDA
KAYIŞLI KÖYÜNE KADAR GÖTÜRMÜŞ VE ÇATIŞMAYI BU ŞEKİLDE SÜRDÜRMÜŞTÜR.
21.
HASAN KARAAFAT
22.
ŞEYH GARİPZADE KEMAL EFENDİ
23.
ŞEYH GARİPZADE FUAT EFENDİ VE ARKADAŞLARI ADANA HALKINI ERMENİ VE FRANSIZ MEZALİM VE
KATLİAMLARINDAN KURTARMAK İÇİN DİĞER
KEMALİST ARKADAŞLARININ BİLGİSİ ALTINDA VE ANLAŞMALI OLARAK FRANSIZLARIN
YANINDA GÖRÜNMEK DURUMUNDA KALMIŞ VE MİLLİ MÜCADELE ‘DEN SONRA BUNLARI
ANLATAMADIKLARI İÇİN HER ŞEYİNİ FEDA
ETMEK DURUMUNDA KALAN VE BÖYLECE MEMLEKETİ
TERK ETMEK ZORUNDA KALAN SON DERECE MİLLET PEVER ALİ CENAP BİR ZATTIR. (KAÇ KAÇ
ESNASINDA 298 REHİNENİN KURTARILMASI, KURŞUNA
DİZİLMEKTEN KURTARMA FRANSIZ VE ERMENİ CEPHANELERİNİN KEMALİST KUVAYİİ MİLLİYE
BİRLİKLERİNE AKTARILMASI ABİDİNPAŞADAKİ ERMENİ KİLİSESİNDEKİ VAHŞETİ DURDURMAYA
ÇALIŞMASI ONUN NE KADAR VATAN SEVER BİR ZAT OLDUĞUNUN KANITIDIR.
CENAZE
10 kasım 1955 tarihinde
tüm devlet erkanı Atatürk parkında ulu önder Atatürk’ün ölüm yıldönümünü kutlarken
Kemalist milli mücadelenin önderlerinden olan Şeyh Cemil Nardalı saat 09:05’ te
hayata gözlerini yumar. Ölüm haberi 10 kasımda bir arada bulunan devlet erKanına
bildirilir ve törenin hemen ardından Sinan Paşa, 6. kolordu komutanı Nurullah paşa,
vali Kazım Arat, belediye başkanı Ali Sepici, D.P genel idare kurulu üyelerinden
Ankara mebusu Atıf Benderlioğlu, mebuslarımızdan Ahmet Kınık, Cavid Oral,
Nurullah Tolon Akkapı’ya gelirken Sinan Paşa askeri konağın balkonundan elinde
mendil ağlayarak hazin ve nutuk bir irade buyurdu:
“Nur içinde yat 80 bin
Türk Müslüman Şeyh Cemil’in himmet ve cesareti sayesinde kurtuldu ”. Konuşmanın
ardından askeri törenle defin işlemi yapılmıştır.
10 kasım, 29 ekim ve 5
ocak tarihlerinde Sinan Paşa hayatta olduğu süre içinde askeri konağın önünde
törenler düzenlenmiş fakat Sinan paşanın ölümünün ardından bu törenler artık
yapılmamaya başlanmıştır. Milli mücadeleden sonra bir nükül davasından zilyed
iddialarından yararlanarak binlerce dönüm arazi sahibi olanlar vardı fakat Şeyh
Cemil bu gibi işlerden uzak durdu.
Cemil Nardalı ilkokulu
ve istiklal madalyası onun adını ölümsüzleştiren iki büyük eserdir.
Belediye Bşk.
Kasım ENER
NAR ÇUBUĞU
Fransızların Kaç kaç
planını bozan, 80 bin Müslüman Türkün hayatını kurtaran, Abidin paşa’da Fransız
ve ermeni birliklerini durduran, ermeni kilisesinde oldu bittiyle kurulan
ermeni hükümetinin tüm planlarını alt üst eden, işgalcilerin karşısındaki
Kemalist Şeyh Cemili ele geçirmek isteyen
Fransız ve Ermenilerin şeyh Cemil karşılığında
300 rehine alır. Bu rehineler camusçu köyünden Akkapıya kadar rastgele toplanmıştır. Bu rehinelerin içerisinde Şeyh Cemil’in kardeşi Şeyh
Ali, Şeyh Kamil Şeyh İbrahim çerçi ve
diğer 297 rehine ayakları zincire vurulmuş şekilde dibçik, nardalı, kırbaç
darbeleriyle Asım ÖZBİLEN’in pamuk fabrikasına atıldı.
Fransızlar şeyh cemil’in teslim olmaması durumunda tüm rehineleri
kurşuna dizeceklerini bildirmişti.
Bu esnada ağır işkence
karşısında şeyh Kamil ve şeyh İbrahim çerçi öldüler.
Zincire vurulmuş diğer
298 Türk’ün öldürülmesi ihtimalinin mevcut olduğunu sezen Kemalist, vatansever,
milletpever Şeyh Garipzade Kemal ve Şeyh Garipzade Fuad
derhal temas sağlayarak Fransız ordusundaki Cezayirli subay ve askerlerin
himayesini temin etmişler. Cezayirli Müslüman (Fransız ordusu içinde bulunan)
subay ve askerlerin Akkapı 298 rehineyi himaye etme maksadıyla müdahale
etmeleri üzerine katliam önlenmiştir.
Milli mücadele
bittikten sonra Fransızların işkencede kullandıkları nar çubukları kardeşlerini
işkencede kaybeden Şeyh Cemil’e acı bir soy adı
olarak kalacaktır.